Birinden ağlayarak vazgeçmek zorunda bırakılmak. Kötü.
Ancak. Zor değil.
Severken öldürmekten korktuğun adamın seni bilmem
kaçıncı yerinden bıçaklaması. Kötü. Ancak. Asla öldürücü değil. Önünde
ağlarsan, kalbini acıtmaktan korktuğun adamın seni acıtmaktan, siktiğimin
hiçbir zaman diliminde çekinmemiş olması. Canını yakması. Canını dibine kadar
yakması. Öyle ki bir üst leveli cinayete teşebbüs olacak kadar yakması. Zamanın
akması, zamanın durması, ‘’siktir et geçecek’’ adlı zamanın yalnızca tek bir
adama bağlı olması.
Adalet bu değil. Adalet, böyle bir şey değil.
Tanrı,
Bu kabusun,
Hangi bölümünde?
Sarıldığında aitlik kipini tüm hücrelerinde hissettiren
adamın, gidişinin yarattığı boşluğu, kimsenin dolduramayışı. Haksızlık tam
olarak bu. Haksızlık tam olarak böyle bir şey.
Saniyenin onda birlik zaman dilimi. Nefes alışı. Nefes
verişi.
Gözlerine, göz bebeklerine bakarak ‘‘Ben seni üzmeye kıyamıyorum ki’’ diyen birinin canını gözünü kırpmadan acıtması. Kötü. Ancak. Asla öldürücü değil. ‘‘Sürekli nefesini hissedecek kadar yakınımda ol’’ başlıklı, bol acıklı, bol yazıklı gidişler. Nefesini kesişler. Ancak asla öldürmeyişler.
‘‘Bu acıyı, bu adamı yalvarırım al içimden’’ adlı yakarışlara hiçbir zaman diliminde verilmeyen dönüt.
Bir insanı sayısız yerinden, en derinden, en içinden bıçaklayıp ancak asla öldürmeyen acıdan bahsetmek istiyorum. Öldürmeyip süründüren milyonlarca bıçak darbesi. Öyle ki bir keresinde iç organlarımın her hücresinde bomba patladığını, resmen, hissetmiştim. ‘‘Al’’ diyordum. ‘‘Bu acıyı, bu adamı yalvarırım al içimden.’’
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder