27 Ocak 2015

 

İçimin deliklerine perdeler astığım günün sabahında, sen bağıra çağıra başkasını seviyordun. Sen hep birilerini seviyor birilerini düşünüyor ve aynı birilerini özlüyordun. Bende o esnada hayatının hangi sayfasında silindiğimi düşünüyordum. Beni aldın canımı kazıya kazıya izlerimi sildin çünkü. İçinde beraber ısındığımız gri hırkanı sildin, bankımızı sildin  -ki ikimiz adına bir tek bankımız vardı bu nasıl bir cüretti?-  sonra yaralarımın üstüne basa basa da çektin gittin. Kendi tercihin, bu saatten sonra neden arayacak da değilim lakin tüm bunları tekrar tekrar yapışına bir anlam verebilmek ve seni bir parça anlayabilmek için her şeyimi verirdim.


Susa susa döktüğüm içimden artık taştın ve ben bunun yazıklığının ağzını bağlayıp kapının önüne çıkardım artık çöp diye. Sen, benim, içimden, taştın. Ben sana bir kişilik yarattım ve öylesin sandım. Yalan söyleyemezsin sandım, art arda verdiğin sözlerin bir anlamı olduğunu ve ne dersen arkasında duracağını sandım. Sen de tüm bunların karşılığında benim canımı yaktın, boş yere ve yaklaşık bir milyar kere. Yanlış anlamanı istemem hakkında kötü tek bir söz söylemiyorum. Zira ben bu dudaklarla senin acıyan baş parmağını öpmüştüm nasıl şimdi hakkında kötü bir şey diyeyim?

 

 

Kafamda yarattığım masalın başrolü gitti, sevgi bitti ve dokunduğumuz/geride bıraktığımız her şey buzla karışık küle çevrildi. Gerçek anlamda buzla karışık kül. Sen buzdun çünkü hep. Gözlerindeki hissizliklerinle, beni 70 derece havada soğuktan titreten koca bir buz. Bense senin aksine tamamen bir küldüm. Karşında yana yana en sonunda söndüm ve elinin tek bir hamlesinde savruldum.

Sana yazılmış olduğuna ant içeceğim şarkılar vardı. Ta ki sen aynı şarkılarda bir başkasını özleyene dek. Yahu, içinde seni bulduğum şarkıları dinlerken nasıl başkasını özleyebildin, ve bu, bu boyutta bir sevgiye yapılmış nasıl bir hadsizlik? Tekrar söylüyorum yanlış anlamanı istemem. Sorularıma bir cevapta beklemiyorum bu da benim hazin sonum.  Bana sevmeyi öğreten sana sadece teşekkürler ederim. Birde haddim olmayarak mutsuzluklar dilerim çünkü -bu kısımda anlayışına sığınıyorum- beni tek hareketinle mutluluktan parçalara ayırabilecekken, ardında üzüntüden başka hiçbir şey bırakmayışına ancak bu yaraşır. Dilerim hayatında sevdiğini sandığın ne varsa -sandığın diyorum çünkü sen farkında olmasan dahi kendinden başka kimseyi sevemezsin- onu içinden parça parça alırlar. Dilerim sen sonunda hep acıya değil de -asla o kadar gaddar değilim ve bu asla bir beddua değil- boşluğa düşersin. Tam manasıyla bir boşluk. Kendini hissetmekten dahi mahrum kalacağın dev bir boşluğa.

 

Nasılsın, neler yapıyorsun ve nasıl hissediyorsun bilmiyorum ama dilerim bundan sonra hiçbir yolun mutluluğa çıkmaz. Çünkü benim seninle tanıştıktan sonra hiçbir yolum mutluluğa çıkmadı. O yatmayı en sevdiğim yer olan omuzlarından öpüyorum.