İçimin deliklerine perdeler astığım günün sabahında,
sen bağıra çağıra başkasını seviyordun. Sen hep birilerini seviyor birilerini
düşünüyor ve aynı birilerini özlüyordun. Bende o esnada hayatının hangi
sayfasında silindiğimi düşünüyordum. Beni aldın canımı kazıya kazıya izlerimi
sildin çünkü. İçinde beraber ısındığımız gri hırkanı sildin, bankımızı sildin
-ki ikimiz adına bir tek bankımız vardı bu nasıl bir cüretti?-
sonra yaralarımın üstüne basa basa da çektin gittin. Kendi tercihin, bu saatten
sonra neden arayacak da değilim lakin tüm bunları tekrar tekrar yapışına bir
anlam verebilmek ve seni bir parça anlayabilmek için her şeyimi verirdim.
Susa susa döktüğüm içimden artık taştın ve ben bunun
yazıklığının ağzını bağlayıp kapının önüne çıkardım artık çöp diye. Sen, benim,
içimden, taştın. Ben sana bir kişilik yarattım ve öylesin sandım. Yalan
söyleyemezsin sandım, art arda verdiğin sözlerin bir anlamı olduğunu ve ne
dersen arkasında duracağını sandım. Sen de tüm bunların karşılığında benim
canımı yaktın, boş yere ve yaklaşık bir milyar kere. Yanlış anlamanı istemem
hakkında kötü tek bir söz söylemiyorum. Zira ben bu dudaklarla senin acıyan baş
parmağını öpmüştüm nasıl şimdi hakkında kötü bir şey diyeyim?
Kafamda yarattığım masalın başrolü gitti, sevgi bitti
ve dokunduğumuz/geride bıraktığımız her şey buzla karışık küle çevrildi. Gerçek
anlamda buzla karışık kül. Sen buzdun çünkü hep. Gözlerindeki hissizliklerinle,
beni 70 derece havada soğuktan titreten koca bir buz. Bense senin aksine
tamamen bir küldüm. Karşında yana yana en sonunda söndüm ve elinin tek bir
hamlesinde savruldum.
Sana yazılmış olduğuna ant içeceğim şarkılar vardı. Ta ki sen aynı şarkılarda
bir başkasını özleyene dek. Yahu, içinde seni bulduğum şarkıları dinlerken
nasıl başkasını özleyebildin, ve bu, bu boyutta bir sevgiye yapılmış nasıl bir
hadsizlik? Tekrar söylüyorum yanlış anlamanı istemem. Sorularıma bir cevapta
beklemiyorum bu da benim hazin sonum. Bana sevmeyi öğreten sana sadece
teşekkürler ederim. Birde haddim olmayarak mutsuzluklar dilerim çünkü -bu
kısımda anlayışına sığınıyorum- beni tek hareketinle mutluluktan parçalara
ayırabilecekken, ardında üzüntüden başka hiçbir şey bırakmayışına ancak bu
yaraşır. Dilerim hayatında sevdiğini sandığın ne varsa -sandığın diyorum çünkü
sen farkında olmasan dahi kendinden başka kimseyi sevemezsin- onu içinden parça
parça alırlar. Dilerim sen sonunda hep acıya değil de -asla o kadar gaddar
değilim ve bu asla bir beddua değil- boşluğa düşersin. Tam manasıyla bir
boşluk. Kendini hissetmekten dahi mahrum kalacağın dev bir boşluğa.
Nasılsın, neler yapıyorsun ve nasıl hissediyorsun
bilmiyorum ama dilerim bundan sonra hiçbir yolun mutluluğa çıkmaz. Çünkü benim
seninle tanıştıktan sonra hiçbir yolum mutluluğa çıkmadı. O yatmayı en sevdiğim
yer olan omuzlarından öpüyorum.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder