Size biraz kursakta kalan o son hevesten
bahsedeyim. Tam inanmaya başladığım yerden akciğerimi söküp gitti.
İnsan veda bile edemiyor. İnsan kabul de edemiyor ya. İnsan
ne yapıyor biliyor musun? Gittiğine alışıp duvarlarla konuşmaya başlıyor. İnsan gerçekten alışıyor ya.
Ha, bir noktadan sonra kafayı da yiyor ama o son vedayı
siktiğimin hiçbir zaman diliminde edemiyor. İçinde kaldı, belki kala kaldı ama
daha ilerisi yok. Geçeceği de yok lakin o hayatına devam ediyor sen konuştuğun
duvarları yıksan ne olur?
Biraz şeyden de bahsetmek istiyorum ya. Kızgın değil kırgın
kalmak. Bunu hiçbir zaman anlayamayışına olan 1 dakikalık saygı
duruşumun sonuna geldim. Bak, boğazımda düğüm olarak kaldı o kırgınlık iyi bak.
Kırıkları boğazıma battı Allah aşkına bir kez dönüp bak.
Dönüp dolaşıp sana takılmamın pişmanlığı da bu köşede dursun.
Hepsini üst üste koyduğumda bir gökdelen inşa oluyor zira sen
de her defa beni o gökdelenden zemine yapıştırdın. Bunu neden yaptın bilmiyorum
artık bir neden aramıyorum da.
Herkeste seni aramaya gelince, o kısımda bir bardak soğuk
suyunu içerim. Hatta bir bardak su da boğulurum bile çünkü buna bir son vermem
gerek.
-muş gibi yapmalarımı çocukların ulaşamayacağı o en üst rafa
kaldırdım. Mutluy-muş gibi, devam edebiliyor-muş gibi, hatırlamıyor-muş gibi.
Ben buradan sana saniyede 50 km hızla koşuyor-muşum gibi de
aslında ama ben bu gerçeğin üstünü gazetelerle örttüm.
28 Haziran 2014
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder