Ama
sonra bir gün kendinizi, onu affederken buluyorsunuz. Yaşattıkları için,
yaşatmadıkları için, içinizde kalanlar için, içinize batanlar için, canınızı
yakan ve boğazınıza takılan her şey için; tüm benliğinizle, tüm benliğini
affederken buluyorsunuz.
Zira insan hislerine söz geçiremiyor. Onun da o güzel canı
sizi sevmeyi hiç istememiş. Başkalarını sevmeyi, başkalarını öyle güzel sevmeyi
istemiş ki size sadece izlemek kalmış. İçinize bata bata izlemek.
Sizi en inceldiğiniz yerden kopamadığınız o noktanızdan
kördüğüm yapıp, en dibe atmışlar. Dip. Gerçekten hiç mi bir umut yokun
gerçekten hiç yok olduğu o dip.
Siz eminsiniz, bunun da altından kalkarsınız ama -zamanında
ellerinizi ısıtan o ellerinde- bu kadar oyuncak olmanın ne gereği vardı?
Velhasıl, daha önce içimizi ortadan ikiye ayırdıkları da olmuştu, bunun
duacısıyız.
Bir insanı en güzel sevmiş olmanın haklı gururu. Bir insanı
onu o yapan her şeyiyle, gülerken çıkardığı sesler, soluk alıp-verişi,
vurdumduymazlığı ve tüm alaycılığıyla en güzel sevmiş olmanız.
En güzel sevilmiş olması ve tüm bunları elinin tersiyle tek
hamlede savurması.
Lakin ben, ondan sonra kimi sevmeye kalksam bu kadar hisse
ayıp olur diye vazgeçtim. Ben ondan sonra kimseyi kabullenemedim. Ben, ondan
sonra darmadağın oldum, devam edemedim.
Ama kabullendim. Çok güzel kabullendim çünkü çaresizlik bunu
gerektirdi be aq.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder