01 Haziran 2015

 

Sen benim içimdeki bütün güzel hislere kızgın demir bastın ama, olsun.


Bir süre sonra her şey olsun'a bağlanıyor. Sen benim için ilk olan her şeyi yakıp geçtin ama, olsun. İnandığım tüm gerçekleri yalan bilhassa talan ettin ama, olsun.
Bir süre daha sonra da her şey çıkmaza sürükleniyor. İnsan acaba diyor, acaba tek taraflı bir yaşanmışlık o tek tarafı nasıl yok edip tekrar tekrar canlandırabilir?
Bak bu kısım da cümlelerimde nesne olarak dahi kalamayışın.
Ben çok konuşurum, ben hep ama hep konuşurum. Ama artık dinlemeni ister miyim hiç bir kez olsun düşündün mü? Çünkü artık gerçekten bendeki bu ne yüzsüzlük? -Ama ve lakin bir kez daha gözlerimin içine o bir asır önceki sefer gibi bakabilmen için bütün arsızlığıma rest çekebilir/d/im.-
Bu geçmiş zaman kipleri de neyin nesi?
Bak bir kez daha diyorum, her seferki son kez varsayımıyla oluyor, ama gerçekten son kez daha sarılabilseydim. İnsan bazen bunun hayalini kuruyor. Aynı senin bir başkasıyla olan hayallerin gibi.
İnsan akıllanmıyor çünkü o aklı artık kendinde bulamıyor. İnsan kendini bulamıyor ki akla ne hicret?
Kendimi susturamadığım zamanlarda hep seninle konuşuyorum. Silik bir iki cümlene tutunup daha kaç kez huzurlu uyunabilir?
Aynı kabusu tekrar tekrar ve tekrar nasıl bir mazoşizm yaşatabilir?
İnsan bazen sadece rüyasına girmeni bekliyor. İnsan özlerken kafayı yiyor be. İnsan senin başkasına ait cümlelerini okurken, ona olan o özlemini hissederken ölüyor. Sonra nasıl diriliyor bunu da insanın bir türlü mantığı almıyor.
İnsan tonlarca his, onlarca paragraf ve milyarlarca harfle sokağa atılıveriyor da bir kez olsun şikayet edemiyor. Çünkü artık ne desin ki? Nasıl diyebilsin?

09 Mart 2015

 

Bir daha asla üzmeyeceğine yeminler eden adamın bin defa daha üzüşünden bildiriyorum. Ben onun kirpik uçlarını bile sevmiştim be bir daha böylesine ne hacet? Bir daha başkasını böyle sevmeme, bir daha başkasının onu böyle sevmesine?


Ellerimde elleri yerine yazıklığımız kalmış buna da diğer köşede öleyim.


Bir daha asla okumayacağı şeyler yazıp bir daha asla gelmeyeceği yerde beklemek. Siz beklemenin nasıl bir yangın olduğunu nereden bileceksiniz be.

 

Siz bir tek cümleye ölüp bir kelimesine dirileceğiniz halde hiçbir şey demeyişinin yarattığı o dipsiz kuyularda her defa boğulmaya nasıl tahmin yürütebileceksiniz? Çünkü siz, gerçek sevginin kelime anlamının dahi altından kalkamayacak kadar hafif insanlarsınız ki bunu da bambaşka bir enkazdan bildiriyorum. Zira buralar talan, buralar hep paramparça.

28 Şubat 2015

 

Beni yalnızca acılar içindeyken fark edebilen insana elimde avucumda ne kadar sevgi varsa o kadarını harcadığım gibi bunun bir kez dahi hesabını sormadım. Bana herhangi bir zaman diliminde acımak dışında başka bir his duyduğu oldu mu, en çok bunu merak edip en çok bunun hesabını soramadığım yerlerimden öldüm.
Gururdan yere iç organlarım düşse eğilip almayacağım zamanların yerini, karşısında çaresizlikle karışık yüzsüzlüğümle yerden kalkamadığım zamanlar hangi ara ele geçirdi? Sevmiyor işte kendimi küçük düşürmelerime ne uğruna son veremedim?
Aynı insan beni, aynı sevmeyişiyle kaçıncı kez alt edebilir?
Keşke her şeyi bir kenara bıraksak ve sadece karşına geçip tüm boktan hikayemi anlatsam. Sen de sadece dinlesen. Sonra kalkıp gidersin belki. Gitmek en sevdiğin eylem olduğundan ve ben aynı gidişini tam 4 kez izlediğimden. Belki de kalırsın biraz karşımda. Kalırsın ve doğru olmadığını bile bile koşulsuz inandığım o yalanlarından birkaç tane sıralarsın. Belki de hiçbir şey yapmazsın, artık hiçbir şey yapamayacağımızı ve hiçbir şey olamayacağımızı kabullenmiş halde, oturur ve hiçbir şey yapmadan sadece dururuz. Bir zamanlar sadece karşında durabilmek için nelerimi feda edebilecek olduğumu bir bilsen. Bir bilsen şu kodumun hislerini hep 15 kişilik yaşadığımı. Bir bil-sen.
Gözlerinle görsen bu dev kaybedişimi. İliklerine kadar hissedebilsen, zira bu acı artık somut. Bu acı beni yaktı, seninle tek ortak payemiz olan kasım ayımızı yaktı -velhasıl tam da sırasıydı çünkü insanlar o kasım ayının üstüne 7 kat toprak attı-. Bu acı, herkesi karşısına alıp, herkesi alaşağı edip bir kenara attı. Benden geriye tanıyabileceğin tek bir parça dahi kalmadı. Al birde bu hiç tanımadığın taraflarımdan yak be aq.

27 Ocak 2015

 

İçimin deliklerine perdeler astığım günün sabahında, sen bağıra çağıra başkasını seviyordun. Sen hep birilerini seviyor birilerini düşünüyor ve aynı birilerini özlüyordun. Bende o esnada hayatının hangi sayfasında silindiğimi düşünüyordum. Beni aldın canımı kazıya kazıya izlerimi sildin çünkü. İçinde beraber ısındığımız gri hırkanı sildin, bankımızı sildin  -ki ikimiz adına bir tek bankımız vardı bu nasıl bir cüretti?-  sonra yaralarımın üstüne basa basa da çektin gittin. Kendi tercihin, bu saatten sonra neden arayacak da değilim lakin tüm bunları tekrar tekrar yapışına bir anlam verebilmek ve seni bir parça anlayabilmek için her şeyimi verirdim.


Susa susa döktüğüm içimden artık taştın ve ben bunun yazıklığının ağzını bağlayıp kapının önüne çıkardım artık çöp diye. Sen, benim, içimden, taştın. Ben sana bir kişilik yarattım ve öylesin sandım. Yalan söyleyemezsin sandım, art arda verdiğin sözlerin bir anlamı olduğunu ve ne dersen arkasında duracağını sandım. Sen de tüm bunların karşılığında benim canımı yaktın, boş yere ve yaklaşık bir milyar kere. Yanlış anlamanı istemem hakkında kötü tek bir söz söylemiyorum. Zira ben bu dudaklarla senin acıyan baş parmağını öpmüştüm nasıl şimdi hakkında kötü bir şey diyeyim?

 

 

Kafamda yarattığım masalın başrolü gitti, sevgi bitti ve dokunduğumuz/geride bıraktığımız her şey buzla karışık küle çevrildi. Gerçek anlamda buzla karışık kül. Sen buzdun çünkü hep. Gözlerindeki hissizliklerinle, beni 70 derece havada soğuktan titreten koca bir buz. Bense senin aksine tamamen bir küldüm. Karşında yana yana en sonunda söndüm ve elinin tek bir hamlesinde savruldum.

Sana yazılmış olduğuna ant içeceğim şarkılar vardı. Ta ki sen aynı şarkılarda bir başkasını özleyene dek. Yahu, içinde seni bulduğum şarkıları dinlerken nasıl başkasını özleyebildin, ve bu, bu boyutta bir sevgiye yapılmış nasıl bir hadsizlik? Tekrar söylüyorum yanlış anlamanı istemem. Sorularıma bir cevapta beklemiyorum bu da benim hazin sonum.  Bana sevmeyi öğreten sana sadece teşekkürler ederim. Birde haddim olmayarak mutsuzluklar dilerim çünkü -bu kısımda anlayışına sığınıyorum- beni tek hareketinle mutluluktan parçalara ayırabilecekken, ardında üzüntüden başka hiçbir şey bırakmayışına ancak bu yaraşır. Dilerim hayatında sevdiğini sandığın ne varsa -sandığın diyorum çünkü sen farkında olmasan dahi kendinden başka kimseyi sevemezsin- onu içinden parça parça alırlar. Dilerim sen sonunda hep acıya değil de -asla o kadar gaddar değilim ve bu asla bir beddua değil- boşluğa düşersin. Tam manasıyla bir boşluk. Kendini hissetmekten dahi mahrum kalacağın dev bir boşluğa.

 

Nasılsın, neler yapıyorsun ve nasıl hissediyorsun bilmiyorum ama dilerim bundan sonra hiçbir yolun mutluluğa çıkmaz. Çünkü benim seninle tanıştıktan sonra hiçbir yolum mutluluğa çıkmadı. O yatmayı en sevdiğim yer olan omuzlarından öpüyorum.