30 Mart 2014

 

Büyük konuştuğum ne varsa kendimi onu yaparken buldum.
Görsen tanıyamazsın. Tanımasan seversin aslında. Aslında bir kez daha gelsen.
Ne çok oyun dönüyor. Tüm bunların içimi kanattığını bir görebilsen.
Ayak uydurmaya çalışırken gardım düşüyor. Farkındaysanız başım dönüyor. Sanırım ilk kez pes edeceğim.

Bir kere canım yandığı için, bin kere can yakınca dahi giderilmeyen susuzluğuma tuz bastım.
Hayatımı en başa sardım ve yine aynı noktada sana rastladım.
Zırhını sardığın yüksek duvarlarına çarptım.
Karşında yine aciz kaldım.
Takdirlere şaheyan.
Uğruna ateşler açılacak şarkılar yazdım.

Adını büyük harflerle sustum. Ben, senin, adını, büyük harflerle sustum. Ben yine en çok sana sustuğum gibi siluetine bütün nefretimi kustum.

26 Mart 2014

 

İnsan kendini nasıl içine kilitler? Sükûnetimin duvarları paramparça olmuş bak, içine soğuk giriyor. Soğuktan çenem titriyor -hep titrer- Hayatımın bir döneminde üşüdüğümde perişan olan bir insan vardı. Konuyu yine ona getirmem pek hoş olmadı.
Hatalarımı sessizlikle idame ettirmeye çalışıyorum. -gittiği yere kadar-
Sık kahkaha atışımın nedeni içimin oyuklarını örtme isteğimdendir.
Kendimi sürekli burada buluşumsa azad beklentimle alakalı. Kendimi, kendi öfkemden azad ettiğim gün buraya küçük zaferler dağıtacağım.
Bana yaklaşmayın, canınızı yakarım. Bana dokunmayın, yaranızı kanatırım. İnsan kendini, kendi içine, nasıl kilitler?
Sizi öfkemden hatta kendimden bile koruyacağım ama nasıl? İçimin kırıklarını toplayıp kapısının önüne bırakacağım ama nasıl?
Beni özenle yok sayışının bir nedeni olmalı. Elle tutulabilen somut bir neden. Belki de sadece sevmemiştir. Kabul etmek zor oluyor. Beni sevmediğini kabul edebilmek 2 yılımı aldı. Bu gerçek insanın gülüşünde bir kırıklık bırakıyor.

22 Mart 2014

 

Salak bir çocuktum. Gereksiz derece mutlu ve kendi yörüngesinden hiç çıkmayacak kadar sıradan. Utangaç ya da korkak adı her neyse.
Hiç yara almadım ve hiç kimsenin yarasının nedeni olmadım. Belirli bir zaman zarfına dek.
Birinde ilk kez yara açtığımda on beş yaşımdaydım. Canını istemeden yaktığımı fark ettiğimde vefam üzerime yapışmıştı. Gidemedim. Ardından daha derin yaralar ve daha sığ özürler. Bir gün beni hayatından kovdu. Hayatımda tanıdığım gerçek anlamda en masum insan oydu. Can yakmanın belirli bir tadı vardır, ağzınıza yapışır.
İlk yaramı aldığımda on altı yaşımdaydım. Küflü demir tadındaydı. Acıydı ve acıttı. Beni yok sayıyordu. Beni yerin dibine sokuyordu. Hiç benim olmadı. Ben gökyüzü diliyordum o saçmalık diyordu.
Düşerken tutunduğum dal beni paramparça ettiğinde on altımın içindeyim. Boşluk halinde tutunduğum her şeyin canını yakmayı ondan öğrendim. Boşluktaydı ve bir şeye tutunmak zorundaydı. Benim canımı canlı canlı yaktı. Benim için ilk gerçek yaraydı. Diğerlerinin önemi yok. Yanında ölmek için dualar savurduğun da seni dip köşeye fırlatınca şöyle bir kalıyorsun.
Birinin canını, hıncımı alıp hırsımı dindirmek için bile isteye yaktığımda on yedimin başındaydım. Gözümü dahi kırpmadım. Beni seviyordu. Beni takıntılı raddede seviyordu. Bu beni hayatımda ilk kez rahatsız ediyordu. İstediğinizin yerine bir başkası sizi ölesiye/öldüresiye sevince böyle oluyorsunuz. Yetmez. Başkasının sizi sevmesi sizi öpmesi yetmez.
Şu an on yedimin ortasındayım. Sular akıp, sular durdu hatta o lanet sular kurudu. Ben hala o ilk gerçek acıda, ilk gerçek yaramlayım. O da bir başkasıyla.

Bu nasıl bir kavuşamamak?

19 Mart 2014

 

Hayatımı avuçlarına tereddütsüz bıraktığım adam da beni baya baya enkaz altında bıraktı. Acıdan içim kanadı, önemi yok. Darmadağın oldum ve hep toparlandığım yerimden parçaladı.
Ardına bakmadığı her gidişin ardından nefessiz kaldım -beni hiç böyle bilmez-
Zira siz güç gösterilerimi bilirsiniz -aslına bakarsak tahmin dahi edemezsiniz-
Bu kez başka gitti sanki. Bir daha gelmeyecek gibi, arkasından ağıtlar yakılacak gibi acı gitti. Ağlanmayacak kadar da bitti lakin kabullenmem zaman alacak.
Kafama koyarsam, yaparım. Bir kez anımsatsanız belki aklına gelir. Kafamı, omzu dışında koyacak yer arayışlarıma uzun zaman önce son verdim. Bu bir hayli canımı yaktı. Beni kendi yarattığım uçurumdan aşağı itmesi kadar değil. Yazık.

İkimizden geriye de ne çok acı kaldı be,
vallahi içim ağırdı.

15 Mart 2014

Bu adam diyor;

 

Bu adam daha aylar öncesinde özleminden gözlerimde kendini arayan adam. Nasıl olur da diyor şimdi bir başkası?
Bu adamın diyor bu adamın açtığı yarayı hangi merhem kapatır?

14 Mart 2014

 

Yaralarım kanıyor. Farkındaysanız kanayan yaralarım beni aşağı çekiyor.
Arada nefesim kesiliyor -iç organlarımın kederden odalarına çekildiği nadir anlar-
Sen bilmezsin.
Sen, beni, görmezsin bile.
Biraz yaklaşabilsen oysa, bak tam şuradan, yaralarım kanıyor. Dan dan dan. Bir kurşun daha teğet geçiyor. Ellerim ellerini hat safhada özlüyor. Zira, bir kez daha tutabilseydim. Son kez daha. Dan dan dan. Bu defa kaçmayacağım.
Karşında gururumun ufacık kalışını daha kaç kez perdeleyeceğiz?
İnsan hiç mi sevmez? Sevmeyebiliyor.
Canım bu defa gerçekten acıyor. İçim eriyor be resmen içim yanarak küle dönüyor.
Beni biraz sevsen ne olurdu?
Dan dan dan. Seni senin yüzünden unutmak zorunda olduğum gerçeği.
Gözlerime iyi bak zira umutla sarılı hevesimi tırnaklarınla kazıyarak söktün. Biliyorum, farkında bile değilsin. Sorun değil. Artık.
Dan dan dan.
Bu kez gerçekten gidiyor musun?
Bu kez gerçekten ölüyor muyum?
İnsan hiçbir şey mi hissetmez? Hissetmeyebiliyor.
En çok sana susardım. Ne yazık. En çok sana susadım. Bir adım daha gelebilecekken bin adım gidişini hangi mantığa dayarım? Beni bu ızdıraptan hangi yalanın kurtarır?