11 Aralık 2014

 

Daha soracak bir milyon sorum vardı. Hangi hakla beni erkenden yarı yolda bıraktı?
Hep ama hep, yeterince çok ve yeterince uzun seversem bir gün o da beni sevme mecburiyetine düşer sandım. Aniden kendini beni severken bulur, bana acırken değil sandım.
Ne zaman sevmeye başladığımı unutacak, ne zaman artık sevgisine değil de batağa sürüklendiğimi fark edemeyecek kadar uzun sevdim. Karşılık görmeden, karşılık beklemeden.
Ne zaman bu kadar yabancı kaldık onu dahi ayırt edemedim. Ne ara bu kadar yüzüne bakma hakkım dahi kalmadı? Bunlar üstünde 2 dakikadan fazla konuşamadığım konular. Bunlar benim 2 yıldır herkese hesabını sorduğum, herkesten acısını çıkardığım konular da.

Bir kol boyu mesafesindeki yüzüne dokunabilme hakkımı elimden kim aldı?
Aramızdaki bu buz dağını kim yarattı ve hangi koşul beni, yüzünü görünce kafamı önüme eğme zannı altında bıraktı?
Benim gerçekten soracak bir milyon sorum vardı.

Her gidişinin ardından içinize bu son ve ben bunun altından kalkabilirimli surlar inşa etmek, en ufak adımında da aynı surların enkazı altında tekrar tekrar kalmak.
Son seferinde öyle bir enkaza sokmuş ki çektirdiklerini siktiğim, öl öl bitmiyor.

24 Kasım 2014

 

Ama sonra bir gün kendinizi, onu affederken buluyorsunuz. Yaşattıkları için, yaşatmadıkları için, içinizde kalanlar için, içinize batanlar için, canınızı yakan ve boğazınıza takılan her şey için; tüm benliğinizle, tüm benliğini affederken buluyorsunuz.
Zira insan hislerine söz geçiremiyor. Onun da o güzel canı sizi sevmeyi hiç istememiş. Başkalarını sevmeyi, başkalarını öyle güzel sevmeyi istemiş ki size sadece izlemek kalmış. İçinize bata bata izlemek.

Sizi en inceldiğiniz yerden kopamadığınız o noktanızdan kördüğüm yapıp, en dibe atmışlar. Dip. Gerçekten hiç mi bir umut yokun gerçekten hiç yok olduğu o dip.
Siz eminsiniz, bunun da altından kalkarsınız ama -zamanında ellerinizi ısıtan o ellerinde- bu kadar oyuncak olmanın ne gereği vardı? Velhasıl, daha önce içimizi ortadan ikiye ayırdıkları da olmuştu, bunun duacısıyız.

Bir insanı en güzel sevmiş olmanın haklı gururu. Bir insanı onu o yapan her şeyiyle, gülerken çıkardığı sesler, soluk alıp-verişi, vurdumduymazlığı ve tüm alaycılığıyla en güzel sevmiş olmanız.
En güzel sevilmiş olması ve tüm bunları elinin tersiyle tek hamlede savurması.

Lakin ben, ondan sonra kimi sevmeye kalksam bu kadar hisse ayıp olur diye vazgeçtim. Ben ondan sonra kimseyi kabullenemedim. Ben, ondan sonra darmadağın oldum, devam edemedim.
Ama kabullendim. Çok güzel kabullendim çünkü çaresizlik bunu gerektirdi be aq.

Benim kalbimi kırdın diyemem. Benim kalbimi tuz buz edip, üstünde sigaranı söndürdün.

17 Ekim 2014

Artık devam edemiyor olduğum gibi yazamıyorum da. Yazmak, sana yazmak benim için o kadar içimi alıp masanın üstüne koymak gibiydi ki. Hatta masanın üstüne koymak değil de içimi katlayıp kalbinin üstüne asmak. Yırtıp savuracağını kim tahmin edebilirdi?


Geldin olmadı gittin olmadı gelmeden uzaktan şöyle bir baktın olmadı. Kendime seninle bir hikaye yarattım ve sen hiçbir şeye dahil olmadan hep uzakta kaldın. Velhasıl bir tek ben sevdim, ben yandım, ben söndüm. Göz göze gelsek diri diri yandım gelmesek sağ kalamadım.


Beni aldın artık ne yaptın bunu ben bile tanımlayamıyorum. Bitmek tükenmek bilmeyen bir umutla gelmeni beklemek ve sesini/ellerini/gözlerini özlemek mi daha kötü yoksa tüm umut ışıklarımın tarafınca söndürülüp artık bütün hisleri özlemleri bitirip kül etmek mi? Ben bu elimde kalan hiçlik içimde çığır açan boşlukla gerçekten ama gerçekten hiçbir şey yapamıyorum. Benim hayatımdaki her şey yerle bir oldu. Bir daha hiç toparlanamadım ve bu yıkımların hiçbirini sana anlatamadığım gibi atlatamadım da.

Ama en çok da ne biliyor musun? Ben hiçbir şey istemedim senden allah kahretsin ki hiçbir şey beklemedim. Sen birden elime umutlar tutuşturup sonra beni yerle bir ettin.
Ya ben birini sen sansam içimden bir şey yükselir gözlerimi doldururdu sen niye benimle bu kadar oynadın?

27 Eylül 2014

 

Ben bunun aynen bu şekilde olacağını biliyordum. Zira buna daha önce aynen bu şekilde sayısız kez inandım ve sonrasında, tarafınca, acıdan bin parçaya katlandım. Çünkü sen önce bir sözünle her şeyi mümkün kılar sonra bir hareketinle tüm hevesleri, umutları ve sana giden olası yolları paramparça eder, arkana bile bakmazsın. Yazık ki, ben seni tüm bu acımasızlıklarınla sevmiştim. Beni görmeyişin, beni duymayışınla da.


Sana giden tüm olası yolların, tüm somut anlamlarıyla ellerimde paramparça kalması. Yazık ki, ben seni en parçalı bulutlu halinde bile sevmiştim.

Birini en sonunda azar azar değil de bıçak gibi keserek kafanızda bitirmenin pırıl pırıllığıyla karışık çaresizliği. Herkes aynını söyler ama gerçekten, onun için daha ne yapabilirsiniz? Daha neye katlanabilir, daha neyle başa çıkabilirsiniz?


Her defasında kaybeden olarak bitiş çizgisine varmanın acizliği, her defasında başa sarmanın manasızlığı ve artık en sonunda birini her şeyiyle, tüm anıları ve yarattığı hislerle, kafanızda yarattığınız uçurumdan aşağı itmenin rahatlığı.

En sonunda, en solunuzdaki boşluğun artık bedeninize sığmayacak kadar da büyümesi.
İçinizde çıkardığı yangının sizi baştan sona talan edişi.
Yahu benim içimi aldı, ortadan ikiye ayırıp bir kenara fırlattı. Ben daha neyle başa çıkayım?

Benden artık gerçekten bu kadar, ben, en sonunda gerçekten bittim. Burada içimdeki her şeyi anlatabildiğimi sanırken aslında hiçbir şey anlatamamış olmamın ağırlığı altında ezildim. Geldiğim noktada ziyanı yokluğun bile ziyanı yok lakin, bilmeni isterim, ben senden sonra, yanında oluşan o ev hissini bir daha kimsede hissedememiştim.

Ve ben her defa, bir şekilde sana sevgimle karışık kırgınlıklarımı sundum. Sen anlamış gibi yaptın. Önemsemiş gibi, üzülmüş gibi ve dahası beni baştan sona onarabilirmiş gibi yaptın. Ben de her defasında koşulsuz inandım çünkü tahmin edersin ki, tutunacak bir şeyler bulamazsam devam edemezdim. Sonra sen hep gittin. Tahmin edersin ki ben de bittim.

Ama bak, bu kez gerçekten tüm somutluğuyla bitti. Tekrar biz olabilmek bir yana, tekrar biz olabilme ihtimalimizin güzelliği dahi sona erdi.

Ben yine de sana teşekkürler ederim lakin keşke beni buruşturup çöpe atmasaydın.

Öyle olacağından şüphem yok ama sen yine de kendine çok iyi bak.

27 Ağustos 2014

 

Bana eşya gibi davranan adama 2 yılımla beraber bu yazıları verdim.

Bana bir adım atsan ben zaten ciğerinin sol köşesi, hiçbir şey yapmadan öyle dursan canının üçte biriydim. İçimdeki güzel hislerin üzerinde zıplamanın ne gereği vardı?

Bugüne kadar bana tercih ettiği insanların da hepsi gitti. Ben kaldım. Bundan sonra da eder, bundan sonra da kalırım, ziyanı yok. Zaten ben, o aynı bankta, aynı gri hırkasıyla kalakaldım /belli dahi edemeyecek kadar ortada kalmak/
O bunların tek bir tanesini bile bilmez.
Bilmesi de gerekmez ama insan canlı canlı yanıyor be. Daha önce bahsettiğim diğer her şey gibi insan buna da alışıyor lakin bu kadar acıya ne gerek vardı? Ben söyleyeyim. Hiç gerek yoktu.

Hazır hiç gereği yokken ve hazır sana ihtiyaç duyduğum sayısız zaman olmuşken sen nerelerdeydin bana maddeler halinde açıklar mısın? Ben maddeler halinde eksildim çünkü.
Dilerim o kız seni hiç eksik bırakmaz, dilerim onu o kadar sevmiyorsundur. Ben o kadar çok ve o kadar temiz sevmenin hiçbir yararını görmedim çünkü. Dilerim sen bir şekilde görürsün.
Veyahut dilerim bir gün sadece oturup konuşuruz. Seninle oturup konuşmak. Sana yazmak, sana konuşmaya hasret kalmak bir yana ses tonunu unutacak kadar da ayrı kalmak. Sadece nasılsın desen ben 1 yıl buna sevinirdim. Bak, bunca acının gerçekten bir manası yokmuş.

Aynı şeyleri vurgulamak için defalarca kez altını çizmekten sayfalarım yırtıldı. Oysa istesen hepsini birleştirip yine sana gelirdim zaten. Bir istesen.


Hep soluma oturur, sağımdan sarılırdın bunun mutlaka bir anlamı olmalıydı. İkimizden geriye bir tek bu kaldı ve bu, yok sayamayacağım kadar somut bir gerçek. Bir zaman diliminde ikimiz gerçekten olmuştuk. O kadar basit, o kadar güzel olmuştuk ki bu kadar kirletmenin de hiçbir önemi kalmadı. Gerçekten.

Ben içimi bölüp bölüp buraya dağıttım. Siz istediğinizi seçip okursunuz. Ben, burada, kendimi 9 milyon parçaya ayırdım  ve 9 trilyonluk acıya katlandım. Siz yine de istediğinizi seçer-okursunuz.

03 Ağustos 2014

 

Hadi her gidişinde biraz daha içime düşmenin, her kalışında biraz daha içimi deşmenin mevzusunu yapalım.

"Sen benim kanayan yaramsın" diyor şarkıda. Sen de benim akciğerimde patlayan bombasın.

Tüm hislere biriyle başlamak. Öyle ki ben büyümeye, nefrete, nefretle doğru orantılı sevgiye hep aynı insandan başladım. Başladığım yerden de bittim. Bunu yaklaşık 1 milyar defa dile getirdim.

Sen beni bir 29 gün daha mutlu edip, bir 618 gün daha üzsen, ben yine sana teşekkürler ederim. Ben sana aklının alabileceği her şey için teşekkür ederim, ki biliyorsun, elimde yalnızca acın kaldı.

Bu boşverdimcilik kalıbını daha fazla dolduramıyorum. Zira ben önemsemiyor gösterdiğim şeylere 1.5 senedir üzülüyorum.

Yine de en iyi siz bilirsiniz. Sahi ya, siz her boku nasıl bildiğinizi sanabilirsiniz?

Hayatında nasıl olduğunu dahi soramayacak kadar olmamışlık.

Yokluğunda tekrar yüzleşemeyeceğim kadar kötü şeyler oldu.
Yokluğundan, haberin bile yok.

01 Temmuz 2014

 

Beni yerlere atıp parçalarıma ayırdın da ben bardak mıyım?
Elimde ne kaldı hemen bir teyit edelim. Hiç. Tebrikler bunca şeyden sonra elimde kalan koca bir hiç kazanmışım.


Sen -100 derecede bir başkasının evinin önünde/ bir başkasını/ beklerken ben kendimi alüminyum folyoya sarıp derin dondurucuya attım.
Bunca olanlardan sonra da ben sakat kaldım.

Ben seni, ufacık kesildi diye başparmağını öpecek kadar,
Ben seni, siyah gözlerini saran uzun kirpiklerine dokunacak kadar,
Ben seni, elimi tutarken mutluluktan kusacak kadar,
Ben seni, senin başkasını köpek gibi severken görüp ses bile çıkaramayacak kadar be.
Ben, seni, o kadar. Bunu tamamlayamıyorum.
Daha önce buna katlanamadığımdan da bahsetmiştim lakin ben 10.000 kez kendi üstüme katlandım ki origamide kâğıt bile en fazla 7 kez bilirsin.


Bir gün de niye en çok geceleri aklıma geldiğini tartışacağız. Ben ve kendim. Senin hayatımdan çıktığını kabul edişimin 1 milyonuncu yılını, bana hiç almadığın uçan balonları tek tek patlatarak kutladım çünkü.


Baya zaman kadar da beni neden sevmediğin olgusuyla yaşamak zorunda kaldım. Bunun acısı da bin tonluk tırın altında kalmakla eş değer. Ama ben bunu hiç kimseye anlatmadım ben bununla başa da çıkamadım. Ben, bu acıyla hiçbir şey yapamadım.
Ama varsa üstüne bir sigaranı yakarım.

28 Haziran 2014

Size biraz kursakta kalan o son hevesten bahsedeyim. Tam inanmaya başladığım yerden akciğerimi söküp gitti.
İnsan veda bile edemiyor. İnsan kabul de edemiyor ya. İnsan ne yapıyor biliyor musun? Gittiğine alışıp duvarlarla konuşmaya başlıyor. İnsan gerçekten alışıyor ya.
Ha, bir noktadan sonra kafayı da yiyor ama o son vedayı siktiğimin hiçbir zaman diliminde edemiyor. İçinde kaldı, belki kala kaldı ama daha ilerisi yok. Geçeceği de yok lakin o hayatına devam ediyor sen konuştuğun duvarları yıksan ne olur?
Biraz şeyden de bahsetmek istiyorum ya. Kızgın değil kırgın kalmak. Bunu hiçbir zaman anlayamayışına olan 1 dakikalık saygı duruşumun sonuna geldim. Bak, boğazımda düğüm olarak kaldı o kırgınlık iyi bak. Kırıkları boğazıma battı Allah aşkına bir kez dönüp bak.

Dönüp dolaşıp sana takılmamın pişmanlığı da bu köşede dursun.
Hepsini üst üste koyduğumda bir gökdelen inşa oluyor zira sen de her defa beni o gökdelenden zemine yapıştırdın. Bunu neden yaptın bilmiyorum artık bir neden aramıyorum da.
Herkeste seni aramaya gelince, o kısımda bir bardak soğuk suyunu içerim. Hatta bir bardak su da boğulurum bile çünkü buna bir son vermem gerek.

-muş gibi yapmalarımı çocukların ulaşamayacağı o en üst rafa kaldırdım. Mutluy-muş gibi, devam edebiliyor-muş gibi, hatırlamıyor-muş gibi.
Ben buradan sana saniyede 50 km hızla koşuyor-muşum gibi de aslında ama ben bu gerçeğin üstünü gazetelerle örttüm.

27 Haziran 2014

 

Kendi açtığın boşluğu dolduramadın bak, acıya gel. Ne güzeldik be, ne güzel de iflahımızı siktin.
Senin bencilliklerin hep içime battı, içime saplandı bunu göremeyen gözlerinden öpüyorum. Aynı gözlerinden başkasına sevgiyle bakarken -bana hiç bakmadığın gibi- ben burada ölüyorum da ama bunun mevzusunu yapmayacağım. Tercih meselesi. Biraz gerizekalılık belirtisi de ama ziyanı yok.
Gelişini neden bir türlü kabullen/e/meyişimi keşke bir kez oturup uzun uzun düşünseydin. Keşke beni bir kez olsun düşünseydin.
İstesem seni bitirip üstüne öyle topraklar atardım, ki yapmadım, zira kıyamadım. Göremedin.
Beni de bir sevemedin ya bunu havai fişeklerle yazıklamak istiyorum. Bu pes etmekte değil artık, bu kabullenmek, bu bitip tükenmek, bu başka bir şey ya bunun artık bir mühimmatı yok.

Bu biraz da şey gibi ya hep aynı yerde düşüp başa dönmek. Devam etmek yok. İlerlemek yok. Bu saçma sapan bir şey işte artık.

13 Haziran 2014

 

Mesela boşlukları dolmayacak ama ortada somut bir umut var. Muazzam avunuş.
Gidişinin ardından tütsüler yakıp, yokluğunu kilerdeki ahşap dolabın en üst rafına kaldırmışlar. Varlığı bozulmasın diye.


Yeri gelmişken, Allah senin gerçekten, ama senin gerçekten.

29 Mayıs 2014

Duam olan adam başkası için ellerini açıyor. Yüreğim kanıyor kanları içime damlıyor. Yemin ederim, kokusunu alıyorum. Beni sevmiyor işte. Kim ne yapabilir? Elimden ne gelir, elimi onun gibi kim tutabilir?
Üstümüzden 5 mevsim geçmiş. Geçmiş bizi bir hayli küle çevirmiş. Of.
Yokluğuna kaç insan harcamam gerek?

Bu süreçte ben kiraz çöplerine bakıp beni neden sevmediğini düşündüm. Beni sevmemen beden buldu. Kasıp kavurdu.
Kavruluşum akciğerimde yanık izi.
Senden, önemli, -değil-
Daha kaç kere yazıklayacağız bu hikâyeyi? Daha kaç kez kalbimi parçalara ayırıp avucuma bırakacaksın?

Bu süreçte ben eksildim de biraz. Birazdan biraz daha fazla. Baya fazla. Öyle eksilmek ki tamamlanamamak. Olsun.
Bunun içinde bir insan harcar sonra kendimden kaçarım.
En son kendimden kaçtığımda bir daha bulamadım.

05 Mayıs 2014

 

135 adımlık yolu beni ısıtabilmen için sarılarak yürümemizin nasıl oldu da bir anlamı kalmadı?
Bizi bu hale hangi 489 gün getirdi?

Bugün bir başkasını sevişine zilyonuncu şahitliğimi yaptım.
1 milyon yara aldım ve hepsini içime attım.
Benim, içim, ciddi ciddi, öldü orospu çocukları.

Biraz önce lavabo tıkacına bakarken seni düşündüm. Bir insanın lavabo tıkacına bakarak düşüneceği sayılı şey vardır. Boşluğa bakarken olduğu gibi. Aslına bakarsak ben seni hep. Ben, seni, hep. Buna devam edemiyorum. Buna katlanamıyorum da.

Beraber yürüdüğümüz yolu kaldırım döşediler be, ben daha nasıl özetleyeyim?

01 Mayıs 2014

 

Tekrar birleşemeyecek kadar parçalara ayrılmak.
Savrulmak -ayrı yörüngelere-
O kadar büyük savrulmak ki. O kadar.

 

Tanımadığın insanların ayaklarına kapanacak, sokaklarda ağlayacak kadar sevmek.
Bir keresinde de severken ölecek gibi olmak ama bundan kimseye bahsedememek.

Yahu gözlerinde kendimi görüyordum, nasıl sevmeyeyim? Veyahut, gözlerimi inceliyordu nasıl oldu da sevmedi?
Elimden öyle bir kayıp gitti ki yeryüzü bu şiddette bir erezyon tatmadı. Olsun.


Benim içim öldü orospu çocukları.
Benim içim ölü.

Siz bu acıyı nereden bilebileceksiniz?

11 Nisan 2014

 

Ben aynı insanın beni sevmediğine 3 kez tanık oldum. Önemi yok, ziyanı var. İçimde kalan içli bir yazığı var.
Akıl alan almayan her şeyden hesap sordum. En çok kendi gazabımdan kaçıp yine ona tutundum.
Affedemeyişin somut bir hükmü var. Elinizi kolunuzu bağlar. Öyle ki ben kördüğüm oldum.
Bir keresinde de tamamen kör olmuştum buna literatürde karşılıksız aşk diyorlar. Bu yüzden tüm sözlüklerimi ateşe attım.
Benimleyken bir kere gözlerinin içi gülmüştü. Allahım gözlerinin içini güldürdüğüm adamı benim içimden nasıl söküp atabileceksin?
Gündüzleri içinize batan gerçekler vardır geceleri size hesap sorarlar. O ilk acıyı hiç tatmayacaktık.
Dikkat edin bayan az önce bir zaman dilimi benim olan adama sarıldınız.
Bütün şarkıları sana yazmış, bütün yolları karşına çıkarmış ve hatta bütün kaldırım taşlarına adını kazımış olamazlar?
Bana ait şeyleri Allahım nasıl? Böyle fütursuzca nasıl? Çekip a
labilirler?

30 Mart 2014

 

Büyük konuştuğum ne varsa kendimi onu yaparken buldum.
Görsen tanıyamazsın. Tanımasan seversin aslında. Aslında bir kez daha gelsen.
Ne çok oyun dönüyor. Tüm bunların içimi kanattığını bir görebilsen.
Ayak uydurmaya çalışırken gardım düşüyor. Farkındaysanız başım dönüyor. Sanırım ilk kez pes edeceğim.

Bir kere canım yandığı için, bin kere can yakınca dahi giderilmeyen susuzluğuma tuz bastım.
Hayatımı en başa sardım ve yine aynı noktada sana rastladım.
Zırhını sardığın yüksek duvarlarına çarptım.
Karşında yine aciz kaldım.
Takdirlere şaheyan.
Uğruna ateşler açılacak şarkılar yazdım.

Adını büyük harflerle sustum. Ben, senin, adını, büyük harflerle sustum. Ben yine en çok sana sustuğum gibi siluetine bütün nefretimi kustum.

26 Mart 2014

 

İnsan kendini nasıl içine kilitler? Sükûnetimin duvarları paramparça olmuş bak, içine soğuk giriyor. Soğuktan çenem titriyor -hep titrer- Hayatımın bir döneminde üşüdüğümde perişan olan bir insan vardı. Konuyu yine ona getirmem pek hoş olmadı.
Hatalarımı sessizlikle idame ettirmeye çalışıyorum. -gittiği yere kadar-
Sık kahkaha atışımın nedeni içimin oyuklarını örtme isteğimdendir.
Kendimi sürekli burada buluşumsa azad beklentimle alakalı. Kendimi, kendi öfkemden azad ettiğim gün buraya küçük zaferler dağıtacağım.
Bana yaklaşmayın, canınızı yakarım. Bana dokunmayın, yaranızı kanatırım. İnsan kendini, kendi içine, nasıl kilitler?
Sizi öfkemden hatta kendimden bile koruyacağım ama nasıl? İçimin kırıklarını toplayıp kapısının önüne bırakacağım ama nasıl?
Beni özenle yok sayışının bir nedeni olmalı. Elle tutulabilen somut bir neden. Belki de sadece sevmemiştir. Kabul etmek zor oluyor. Beni sevmediğini kabul edebilmek 2 yılımı aldı. Bu gerçek insanın gülüşünde bir kırıklık bırakıyor.

22 Mart 2014

 

Salak bir çocuktum. Gereksiz derece mutlu ve kendi yörüngesinden hiç çıkmayacak kadar sıradan. Utangaç ya da korkak adı her neyse.
Hiç yara almadım ve hiç kimsenin yarasının nedeni olmadım. Belirli bir zaman zarfına dek.
Birinde ilk kez yara açtığımda on beş yaşımdaydım. Canını istemeden yaktığımı fark ettiğimde vefam üzerime yapışmıştı. Gidemedim. Ardından daha derin yaralar ve daha sığ özürler. Bir gün beni hayatından kovdu. Hayatımda tanıdığım gerçek anlamda en masum insan oydu. Can yakmanın belirli bir tadı vardır, ağzınıza yapışır.
İlk yaramı aldığımda on altı yaşımdaydım. Küflü demir tadındaydı. Acıydı ve acıttı. Beni yok sayıyordu. Beni yerin dibine sokuyordu. Hiç benim olmadı. Ben gökyüzü diliyordum o saçmalık diyordu.
Düşerken tutunduğum dal beni paramparça ettiğinde on altımın içindeyim. Boşluk halinde tutunduğum her şeyin canını yakmayı ondan öğrendim. Boşluktaydı ve bir şeye tutunmak zorundaydı. Benim canımı canlı canlı yaktı. Benim için ilk gerçek yaraydı. Diğerlerinin önemi yok. Yanında ölmek için dualar savurduğun da seni dip köşeye fırlatınca şöyle bir kalıyorsun.
Birinin canını, hıncımı alıp hırsımı dindirmek için bile isteye yaktığımda on yedimin başındaydım. Gözümü dahi kırpmadım. Beni seviyordu. Beni takıntılı raddede seviyordu. Bu beni hayatımda ilk kez rahatsız ediyordu. İstediğinizin yerine bir başkası sizi ölesiye/öldüresiye sevince böyle oluyorsunuz. Yetmez. Başkasının sizi sevmesi sizi öpmesi yetmez.
Şu an on yedimin ortasındayım. Sular akıp, sular durdu hatta o lanet sular kurudu. Ben hala o ilk gerçek acıda, ilk gerçek yaramlayım. O da bir başkasıyla.

Bu nasıl bir kavuşamamak?

19 Mart 2014

 

Hayatımı avuçlarına tereddütsüz bıraktığım adam da beni baya baya enkaz altında bıraktı. Acıdan içim kanadı, önemi yok. Darmadağın oldum ve hep toparlandığım yerimden parçaladı.
Ardına bakmadığı her gidişin ardından nefessiz kaldım -beni hiç böyle bilmez-
Zira siz güç gösterilerimi bilirsiniz -aslına bakarsak tahmin dahi edemezsiniz-
Bu kez başka gitti sanki. Bir daha gelmeyecek gibi, arkasından ağıtlar yakılacak gibi acı gitti. Ağlanmayacak kadar da bitti lakin kabullenmem zaman alacak.
Kafama koyarsam, yaparım. Bir kez anımsatsanız belki aklına gelir. Kafamı, omzu dışında koyacak yer arayışlarıma uzun zaman önce son verdim. Bu bir hayli canımı yaktı. Beni kendi yarattığım uçurumdan aşağı itmesi kadar değil. Yazık.

İkimizden geriye de ne çok acı kaldı be,
vallahi içim ağırdı.

15 Mart 2014

Bu adam diyor;

 

Bu adam daha aylar öncesinde özleminden gözlerimde kendini arayan adam. Nasıl olur da diyor şimdi bir başkası?
Bu adamın diyor bu adamın açtığı yarayı hangi merhem kapatır?

14 Mart 2014

 

Yaralarım kanıyor. Farkındaysanız kanayan yaralarım beni aşağı çekiyor.
Arada nefesim kesiliyor -iç organlarımın kederden odalarına çekildiği nadir anlar-
Sen bilmezsin.
Sen, beni, görmezsin bile.
Biraz yaklaşabilsen oysa, bak tam şuradan, yaralarım kanıyor. Dan dan dan. Bir kurşun daha teğet geçiyor. Ellerim ellerini hat safhada özlüyor. Zira, bir kez daha tutabilseydim. Son kez daha. Dan dan dan. Bu defa kaçmayacağım.
Karşında gururumun ufacık kalışını daha kaç kez perdeleyeceğiz?
İnsan hiç mi sevmez? Sevmeyebiliyor.
Canım bu defa gerçekten acıyor. İçim eriyor be resmen içim yanarak küle dönüyor.
Beni biraz sevsen ne olurdu?
Dan dan dan. Seni senin yüzünden unutmak zorunda olduğum gerçeği.
Gözlerime iyi bak zira umutla sarılı hevesimi tırnaklarınla kazıyarak söktün. Biliyorum, farkında bile değilsin. Sorun değil. Artık.
Dan dan dan.
Bu kez gerçekten gidiyor musun?
Bu kez gerçekten ölüyor muyum?
İnsan hiçbir şey mi hissetmez? Hissetmeyebiliyor.
En çok sana susardım. Ne yazık. En çok sana susadım. Bir adım daha gelebilecekken bin adım gidişini hangi mantığa dayarım? Beni bu ızdıraptan hangi yalanın kurtarır?